|
Dr. Haytham Manna, 1970’lerde Suriye’de öğrenci olduğu
yıllarda arkadaşlarının çoğunun siyasi gerekçelerle tutuklanmasına şahit
oldu, kendisi de benzer gerekçelerle 1978’de Suriye’den sürüldü ve
Fransa’ya yerleşti. Fransa’ya yerleştiği günden bu yana insan hakları ve
insani yardım alanında çalışmalar yürüten Menna, insani yardım alanında
40’tan fazla bölgede çalışma takip etti; insan hakları alanında
makaleler yayımladı, iki ciltlik “Kısa Evrensel İnsan Hakları
Ansiklopedisi”ni literatüre kazandırdı. Halen Arap İnsan Hakları
Komisyonu sözcüsü olan Menna, merkezi Paris’te olan International Bureau
Humanitarian (Uluslararası İnsani Yardım Dernekleri Bürosu)’ın da
başkanlığını yapmaktadır.
International Bureau Humanitarian tarafından 8-9 Eylül tarihlerinde
gerçekleştirilen III. Uluslararası İnsani Yardım Kuruluşları Konferansı
için İstanbul’da bulunan Dr. Heytam Menna ile konferansın alt başlığı
olan “terörizmle savaş” söylemi ve insani yardım kuruluşları üzerindeki
etkisi hakkında bir söyleşi gerçekleştirdik.
Sayın Menna, sizi böyle bir konferans düzenlemeye iten
sebep neydi?
İnsani yardım kuruluşlarını ve çalışanlarını keyfi olarak yorumlanan
“terörle mücadele” söylemine karşı korumak ve desteklemek için
sürdürdüğümüz çalışmalar boyunca, geçmişte neler yaptığımızı ve
dolayısıyla neleri değiştirmeye gücümüz olduğunu biliyoruz. Terörizmle
mücadele söylemi altında yapılan hukuksuzluklara karşı da
yapabileceğimiz önemli şeyler olduğunun farkındayız. Bu nedenle, 11
Eylül sonrasında bütçelerine el konan, kapatılan, çalışmaları engellenen
kuruluşların “Biz terörist değiliz.” savunmasından sıyrılıp artık
kendilerine üretilen bu terörizme karşı harekete geçmeleri için bir
zemin oluşturulması ihtiyacından hareketle bu konferansı gerçekleştirdik.
İsimlerinin “terörizmle savaş” ile birlikte anılmasını
istemedikleri için bazı kuruluşların konferansa katılmadığı doğru mu?
Üyemiz olan bazı Hıristiyan kuruluşlar konferans için başka bir konu
başlığı önermemizi istediler. Oysaki biz konferans konusunu demokratik
olarak tartıştık ve çoğunluk “terörizmle savaş” konusunda ittifak etti.
Sonuçta bu kuruluşlar gelmek istemediklerini söylediler, ancak
demokratik olarak katılımcıların çoğunluğunun almış olduğu kararı kabul
etmek zorundalar.
Bizzat terörizmle savaştığını söyleyen ABD tarafından
üretilen “terörizm” karşısında, birçok insani yardım kuruluşu zarar
gördü. Somutlaştıracak olursak, bu kuruluşlar ne tarz problemlerle
karşılaştı?
Maalesef insani yardım alanında çalışan birçok İslami kuruluş, terörizme
karşı savaş başlığı altında keyfi olarak yürütülen bu hukuksuzluğun
kurbanıdır. Geçtiğimiz altı yıl içerisinde söz konusu İslami kuruluşlara
karşı herhangi bir yasal suçlama yapılmadı. Suçlamalar keyfi olarak
yapıldı; bu kuruluşların terörizmle ilişkili olduğuna dair herhangi bir
kanıt gösterilmedi. Geçerli delil olmaksızın bu kuruluşlar kapatılma,
bütçelerine el konulma gibi muamelelerle karşılaştı. Ancak ben çok iyi
tanınan, Nobel Ödülü’ne layık görülen Sınır Tanımayan Doktorlar
örneğinden bahsedeceğim. Sınır Tanımayan Doktorlar, kurumlarının beş
üyesinin suikaste kurban gitmesinden sonra Afganistan’dan çekildiler.
Daha sonra Irak’ta sorun yaşamaya başladılar ve Irak’taki adamlarını da
çektiler. Somali’de, Sudan’da sorun yaşadılar; oralardan da çekildiler.
Şu an sadece Çad’da mültecilerle ilgileniyorlar. Yani artık onlara sınır
tanımayan doktorlar demek mümkün görünmüyor. Onlar da mağdurlar.
Kendilerine bu toplantıya gelmeleri gerektiğ
ini, kendilerinin de bu savaş nedeniyle mağdur edildiğini söyledim; zira
onlar da konferansa katıldılar.
Sizin de belirttiğiniz gibi, dünyanın farklı bölgelerinde
insani yardım kuruluşlarının çalışmalarına ihtiyaç duyan binlerce insan
var. İnsani yardım kuruluşlarına karşı sürdürülen bu tutumdan ihtiyaç
sahipleri nasıl etkileniyor?
Örneğin, Suudi Arabistan kökenli el-Harameyn Yardım
Kuruluşu, Somali’de çok önemli faaliyetlerde bulunuyordu. El-Harameyn’in
oradaki amacı, savaş mağduru olan çocukları eğitim imkanlarına
kavuşturmaktı. Bu bağlamda el-Harameyn, kabilevi veya politik bir ayrım
gözetmeksizin her çocuğa ulaşmaya çalıştı. Onlarca merkezden eğitim
faaliyetlerine destek verdi. Ancak el-Harameyn’in terörizm listesine
dahil edilmesinin ve faaliyetlerinin durdurulmasının ardından bu
kurumlarda eğitim alan onlarca çocuk gıda ihtiyaçlarını gidermek için
milis hareketlerine dahil oldular.
Peki, uluslararası hukuk mekanizmaları neden “terörizmle
savaş”ın geldiği bu nokta karşısında sessizler?
Bildiğiniz gibi uluslararası mekanizmalar Soğuk Savaş’ın, ABD ve SSCB
arasında çatışmaların yoğun olduğu bir dönemin, gayri meşru çocuklarıdır.
Şu anda, Güvenlik Konseyi’ndeki durumu değiştirebilecek tek güç ABD’dir.
Biz STK’lar olarak lobi faaliyetlerinde bulunuyoruz. Bu duruma karşı
mücadelemizi sürdürüyoruz; BM’de ve Güvenlik Konseyi’nde bazı şeyleri
değiştirmek için çalışıyoruz. İki ay önce dünya çapında 32 STK olarak,
Irak işgali hakkında 3000’den fazla referansın kullanıldığı bir kitap
yayımladık. Guantanamo’nun açılışının altıncı yılında New York’da
olacağız ve kapatılması yönündeki taleplerimizi yineleyeceğiz.
Bildiğiniz gibi Guantanamo’da üç arkadaşımız var. Pentagon üç yıl önce
üçünün de suçsuz olduğuna ve evlerine dönebileceklerine karar verdi
ancak kendileri halen Guantanamo’da tutuluyor. Bu kişilerden biri
Afganistan’da 20 sağlık ocağı açmış, diğeri yine Afganistan’da 12 okul
açmıştı. Ödülleri ise hayatlarından altı yılın çalınması oldu. Birçok
insan hakları ve insani yardım kuruluşu bu kişiler h
akkında konuşmamayı tercih ediyor, çünkü korkuyorlar.
Bu alanda sürdürülen mücadeleler uzun soluklu olmalı ve sınır tanımamalı.
İşte bu noktada Brezilya’dan Güney Afrika’ya dünyanın farklı bölgelerine
ulaşan iletişim ağımız önem kazanıyor. Bugün uluslararası hukuka, insan
hakları hukukuna karşı sürdürülen bu savaşa karşı en iyi silah,
uluslararası sivil toplumdur. Ancak sivil toplum, devletler üzerinde
baskı oluşturabilir.
Peki, konferansa geri dönecek olursak, International
Buraeu Humanitarian üyeleri “terörizmle savaş” karşısında nasıl bir yol
takip edecek?
Biz IBH olarak, BM Güvenlik Konseyi ile ve İnsan Hakları Yüksek
Komisyonu özel raportörü ile düzenli olarak temas halinde olacağız. Her
ay kendilerini düzenli olarak ziyaret ederek konuyu gündemlerine
taşıyacağız. Masum ve mazlum meslektaşlarımızın durumunu iyileştirmek,
sorunlarına çözüm bulmak için kendilerini zorlayacağız.
Buna ek olarak, terörizm listesinde olan birçok kuruluş var. Biz bu
kuruluşların terörizmle ilişkilendirilmesine itiraz olarak davalar açtık;
bu davaları takip edecek, devlet yetkilileri ile görüşeceğiz.
Sayın Menna, verdiğiniz bilgiler için teşekkür ediyoruz.
Back |